Edgar Allan Poe’yu hikâyeleri ve şiirleriyle tanıyoruz. Gotik edebiyattan da onun hikâyeleri sayesinde haberdar olduk çoğumuz. Bu yazıda, hikâyelerinde apaçık görülen gotik edebiyat etkilerinin onun şiirlerinde de olup olmadığını Annabel Lee şiiri üzerinden incelemek istiyorum. Kendi fikrimce; bir yazar veya şair kendi eserlerinden etkilenmeden bir sonraki eserini meydana getiremez. Ya da sahip olduğu bir edebi anlayış bütün eserlerinde az veya çok kendini belli eder. Edgar Allan Poe’nun da bu anlamda hikâyeleri ile şiirleri arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum, yazı sonunda daha net bir fikir sahibi olabileceğimizi umuyorum.

Edgar Allan Poe’nun biyografisine yer vererek yazıyı doldurmak istemiyorum. Ancak Poe hakkında istediğiniz bilgileri elde edebileceğiniz bir kaynakçaya yazı sonunda yer vereceğim. Böylece doğrudan gotik edebiyat üzerine konuşmaya başlayabiliriz.

Ana vatanının İngiltere olduğunu bildiğimiz edebi anlamda gotik akımını, en kısa tabiriyle şöyle tanımlayabiliriz: Davranışlarda, duygularda ve olaylarda aşırılıklara yer veren yazın türüdür. Horace Walpole (The Castle Of Otranto /Otranto Kalesi) ile başlayan bu yazın türünü Ann Radcliffe sağlam temeller üzerine oturtacak eserler ile sürdürdü.

Akıllara hep fantastik, karanlık, kasvetli, harap olmuş mekânları getirir gotik, ana vatanının İngiltere oluşu anlamlıdır bu durumda. İngiltere’nin merkezi sayılmasının bir diğer nedeni de Mary Shelly, William Becford, Jane Austen gibi gotik eser veren yazarların İngiliz olmasıdır. Gotik yazının Amerikan Edebiyatına geçip E. A. Poe’ya ulaşmasında ise Nathaniel Hawthorne etkili oldu. The Custom House isimli hikâyesi Amerikan Edebiyatındaki ilk yansımalarını oluşturdu gotik yazının.

Gotik yazını zıtlıklar sahnesidir. Hayal varsa gerçek gün gibi ortada olur, aklıyla hareket eden bir kahramanın karşısında ruhuyla konuşan birileri çıkar veya toplumun kabul etmediği bireylere yer verilir… Biraz da bu sebepledir karamsar bir yazın türü olması.

Bu yazında ya çok iyi kahramanlar çıkar karşımıza ya da çok kötü, gaddar, zalim denebilecek kahramanlar. Ortası yoktur.

Gotik yazınının diğer türlerden ayrılan en önemli özelliği, insanın içindeki iyiliğe inanmamasıdır. Hatta “medeniyet ne kadar ilerlerse ilerlesin insanın içindeki barbarlığın sona ermeyeceğine” dair bir inanış geliştirilmiştir. Bu düşüncenin bir sonucu olsa gerek, insanın daima en karanlık tarafına odaklanır gotik yazın. Korku duygusunu ön plana çıkarır. Karakterleri idealleştirme çabası içine de girmez gotik yazın. Mümkünse olabildiğince çirkin tarafları, olumsuz tarafları anlatılsın ister…

Edgar Allan Poe gotik yazınını olduğu gibi alıp kullanmadı. Kendisine göre düzenlemeyi tercih etti. Poe’nun elinde gotik yazını psikolojik altyapı özelliği kazandı. Bunu nasıl yaptı? Bazen şaşırtıcı sonlarla çıktı okuyucusunun karşısına mesela. Bazen karakterlerde kafa karışıklığına yol açtı. Fakat bunu en güzel korku kavramına farklı bir anlam yüklemekle yaptı sanırım. Poe korku duygusunu oluşturan etkenleri doğaüstü varlıkların, karanlık mekânların dışına çıkardı. Korkuyu tekinsizlik ve belirsizlik durumları üzerinden sağladı. İnsan en çok bilmediğinden korkar anlayışından mı yola çıktı bilinmez. Belki bilinçli bir şekilde de planlamamıştır bu korku zeminini ama korku duygusunun gerçek sebeplerini bulmuş ve bir şekilde hikâyelerinde bunu kullanmıştır.

Gotik yazını ve Poe üzerindeki etkisi hakkında küçük de olsa bir fikir sahibi olduk sanıyorum. Gelelim Annabel Lee üzerindeki etkisine…

Bu inceleme için kullandığım şiir Melih Cevdet Anday’ın çevirisidir. Bu çeviri ile Annabel Lee şiirini hatırlayalım isterim:

Annabel Lee

Senelerce, senelerce evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekten başka beni.

O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil, karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırlardı bizi.

Bir gün işte bu yüzden göze geldi
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgârından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.

Biz daha bahtiyardık meleklerden,
Onlar kıskandı bizi, –
Evet! – bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve deniz ülkesi)
Bir gece bulutunun rüzgârından
Üşüdü gitti Annabel Lee.

 

Sevdadan yana, kim olursa olsun,
Yaşça başça ileri,
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat göklerdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz seni benden
Güzelim Annabel Lee.
Ay gelir ışır, hayalin irişir
Güzelim Annabel Lee;

Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim, uzanır beklerim
Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni.

İncelemeyi yaparken hatırlatmak isterim ki Melih Cevdet Anday şiirin üslubunu korumak amacıyla kelimeleri doğrudan çevirmek yoluna gitmemiş, Türkçeye uyarlamıştır. Bazı söylemleri de Türk dilinde olduğu şekliyle kabul etmiştir. Bu nedenle de inceleme yaparken şiirin aslına zaman zaman gitmek durumda kalacağız. E. A. Poe’nun şiirinde gotik izleri sürdüğümüz için bu şekilde ilerlemenin daha doğru sonuçlar vereceğini düşünüyorum.

Şiiri okur okumaz öykü havasını hissediyoruz. Öyküleme tekniği ile yazdığı şiirine Poe “Seneler, seneler evveldi”diyerek başlıyor. Anlıyoruz ki bir olay var çok uzun zaman önce yaşanmış ve biz birazdan bu olayı öğrenmek üzereyiz. Merak uyandırıcı bir giriş yapıyor şiirine Poe ve daha baştan gotik edebiyatın izlerini görüyoruz. Merak unsuru gotik edebiyatta zaman zaman dolaylı, zaman zaman doğrudan kullanılır ve bizi çoğu zaman korku unsuruna ulaştırır. Şiirde ise korku unsuruna ulaşmıyoruz ancak yine de merak unsuru ile bizi çekmeyi başarıyor şair.

Gotik edebiyat anlayışında karakterlerin yalnızca tek taraflı olabileceğini söylemiştik. Ya çok iyidir kahramanlar ya çok kötü. Annabel Lee hakkında bildiğimiz en önemli özellik bize gotik anlayışın bu maddesini hatırlatıyor. “Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten sevmekten başka beni.” Bu mısralar Annabel Lee’nin psikolojisini bize veriyor. Annabel Lee yalnızca sevmeyi bilen, yalnızca aşığını seven ve başka bir şey ile ilgilenmeyen bir kızdır. Tek yönlü bir kişiliği vardır yani.

memleketimiz, o deniz ülkesiydi” mısrasında ise fantastik bir unsur karşımıza çıkıyor. Türk Edebiyatında Sebki Hindi akımı ile açıklanabilen bir üslup göze çarpıyor burada. Deniz ülkesi hayali bir ülkedir. Bana Haşim’in O Belde ’sini andırdı diyebilirim. Ancak gotik yazın kapsamında bizi ilgilendiren kısmı hayali, fantastik oluşudur ülkenin.

sevdalı değil, karasevdalıydık” mısrası çeviri haliyle bizi gotik anlayışa götürüyor, renk unsuru ve sevdanın saplantı boyutunu alması şeklinde yorumlandığında. Ancak şiirin orijinalinde bu mısra şu şekilde yer alıyor: “But welovedwith a lovethatwasmorethanlove” dilim yettiğince çevirisini yapacak olursam “ama biz aşktan daha yüce bir sevda ile sevdik birbirimizi” şeklinde bir anlam çıkarılabilir. Bu haliyle ele alırsak gotik anlayışta renk unsuru ve saplantılı sevgi boyutuyla değil de aşırılık ifade eden bir sevginin ele alınışıyla yer eder.

Şiirde doğaüstü varlıklara da yer verilmiştir. Melekler ve cinlerden söz edilir. Üstelik bu varlıklara insana ait özellikler de yüklenmiştir. Melekler onun aşkını kıskanmaktadır. Doğaüstü varlıklar için ilginç mekân seçimleri yapılması da ayrıca göze çarpıyor. Cinler denizin dibinde yaşamaktadırlar.

Yazar ve şairlerin kelime seçimleri çok önemlidir. Bir durumu, duyguyu birden fazla kelime veya anlatım ile ifade edilebilir ve sanatçının kendisi için tercih ettiği yöntem, kelimeler onun içinde bulunduğu duygu durumu, karakteri hakkında bize ipucu verir. Poe için de aynı durum geçerlidir. Sevgilisinin ölümünü anlatırken doğrudan “mezar” sözcüğünü seçmesi, onun gotik anlayışıyla hareket ettiğini gösterir. Üstelik söz konusu “mezar”, “deniz ülkesinde”dir.

Şair doğrudan ifade etmese de “ay”ın gelip ışıması, Annabel Lee’nin gözlerinin yıldızlar gibi parlaması, aşığın sevgilisini sahilde geceleyerek beklemesi, bize şairin bize bu öyküyü bir gece vakti anlattığını gösteriyor. Gece vaktidir, sahildedir ve “azgın sahil” diyerek bize hırçın dalgaları çağrıştırmak ister şair. Sanıyorum şiirdeki mekân algısını karanlık, kasvetli bir ortam olarak tercih etmesi şiirdeki en büyük gotik özellik olabilir. Bütün bunların yanında şiirde konuşan âşık, yani şair, yalnızlık duygusu içindedir. Ayrılık acısı yaşayan, geride kalmış olmanın öfkesini duyan, özlem duygusu içinde yıllar sonra âşık olduğu kadını anmak istemiş biri var karşımızda. Aşkın hep hırpalayan yönüyle baş başa kalmıştır âşık.

Genel olarak baktığımızda, şiirin yapısı, duygusu, kahramanları, mekân tasviri, doğaüstü varlıklar ve mekânlarıyla birlikte üslubu da gotik bir eğilim gösterir niteliktedir.

Şiirde gotik izlerin olup olmadığını anlamak için yaptığımız bu inceleme sonunda, gotik edebiyattan etkilenmediğini söylersek ne derece doğru olur bilmiyorum. Zira sizlerle birlikte yaptığım bu inceleme sonucunda ben Poe’nun şiirlerini yazarken de gotik edebiyat anlayışından etkilendiğine ikna oldum. Katılmayan okuyucularımız da e-mail yoluyla bana ulaşabilirler, üzerine konuşabilir, tartışabiliriz elbette.

Edgar Allan Poe İçin Kaynakça:

  • Carl Van Doren – Kısa Amerikan Edebiyatı Tarihi
  • Seyyit Kemal Karaalioğlu – Dünya Edebiyatçılar Sözlüğü
  • Cevdet Kudret – Batı Edebiyatından Seçme Parçalar
  • Orhan Azizoğlu – Amerikan Hikayeleri Antolojisi
  • Özdemir İnce, Ataol Behramoğlu – Dünya Şiiri Antolojisi
  • Ali İhsan Kolcu – Batı Edebiyatı
  • İsmail Çetişli – Edebi Akımlar
  • Tuğba Nur Yıldırım – Yüksek Lisans Tezi : Edgar Allan Poe’nun “The Black Cat” ve “The Fall Of The House Of Usher” Öykülerinin Çevirilerinin Gotik Edebiyat Bağlamında Eleştirisi

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın