implant dis fiyatlari
Search
EKİBİMİZ
bursa escort - bursa escort

“Anlamsızlık Ürkütücü Bir Şey”

Afili Filintalar’dan ve Ot Dergi’den tanıdığımız aynı zamanda SoundCloud hesabında yaptığı müziklerle bildiğimiz Afşin Kum’la anlam ve anlamsızlık arasında sıkışmış uygarlığı konu alan ilk romanı Sıcak Kafa üzerine konuştuk.

 

Sizi Afili Filintalar ve Ot Dergi’den biliyoruz. Aynı zamanda sinema ve müzikle de ilgileniyorsunuz. Sıcak Kafa’nın yazım sürecine bakacak olursak bu roman nasıl ortaya çıktı?

Önce kitaptaki hastalık ve onun çevresinde bir felaket ortamı kurma fikri vardı. Tam nereden aklıma geldi hatırlamıyorum, o sıralarda bolca zombi filmi izliyordum, onunla bağlantılı olabilir. Zaman içinde yavaş yavaş şekillendi ve bir noktada artık yazmaya başladım. Eylül 2014 – Mart 2016 arasında yazdım.

Anlam ve anlamsızlık arasında sıkışmış insanlığın mutlak bir anlam arayışından bahsediyor roman. Her şeyin bir anlamının olmadığını kabullenmek insana neden zor gelir?

Bunun farklı açıklamaları olabilir. Temelde, insan, hayatın sonlu bir şey olduğunun farkında olmanın bunalımını aşmaya çalışıyor sanırım. Her şeyin bir şey ifade ettiği ya da bir şeyin göstergesi olduğu, her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu bir anlamlar evreni kurmaya çalışıyor kafasında. O sayede kendi varlığını da anlamlı hale getiriyor. İnsan aklının belirsizliklere karşı kırılganlığı var. O yüzden anlamsızlık ürkütücü bir şey.

Yeryüzünü abuklama denen bir hastalık sarıyor ve konuşma yoluyla, esasen dilin öğeleri üzerine düşünmeye başlandığı an bulaşıyor. Hastalık bize hayatta saçmalamaya da yer olduğunu anlatıyor olabilir mi?

Olabilir. Hayatta bayağı bir saçmalama var, çevremizde gördüğümüz gibi. Onun yayılan ve bulaşan bir tarafı da var. Saçmalamanın doğası herhalde. Neye saçmalama dediğimiz neye demediğimiz yine o kafamızda kurduğumuz anlamlar modeliyle bağlantılı. Bir şekilde anlam dünyamızın dışında kalan bir şey olunca o saçmalık oluyor. Ama onun gerçekten saçma olup olmadığını hiçbir zaman bilemiyoruz.

Hastalığa yakalananlar sanki kendi sözlerinin üzerine başka söz söylenemezmiş gibi davranıyor. Bu cehalet değil midir?

İlginç bir soru. Cehaletten ziyade bir kalın kafalılık hali aslında, kendi sözünün üzerine başka söz söylenmeyeceğine inanmak. Bu hastalık, bir nüfuz edememe durumu yaratıyor. Ne biz hastaların durumuna nüfuz edebiliyoruz ne de hastaların bizim aklımıza nüfuz etme isteği, arzusu var. Dünyalar ayrılıyor yani. Aslında cehalet tedavi edilebilen bir şey. Ne kadar çok şey öğrenirsen cehaletin o kadar azalır ama bir yandan da ona sahip çıkma hali vardır. İnsan cehaletinden gurur duyar hale gelmeye başlarsa, tedavisi mümkün olmayan bir ahmaklık durumuna düşebilir.

İnsan anlamsızlığı kabullenememe korkusuyla anlam veremediği şeyler üzerine kafa yorunca ve bunu kesin bir sonuca bağlama hırsıyla mı delirir?

Delirmenin bence çok çeşitli nedenleri vardır ama bir tanesi bu olabilir belki. Delirme başkalarının gördüğü gerçeklikten farklı bir gerçeklik görmeye başlama hali. Dünya üzerindeki veriler anlamlı bir bütün teşkil etmediğinde; onları,yani algıladığın dünyayı kafandaki modele uydurmaya başlıyorsun.Benim şimdiye kadar tanıdığım deliler, bayağı da deli tanıdım inanmazsınız, bizim görmediğimiz ilişkiler bütünü ve varlıklar olduğuna inanarak yaşayan kişilerdi genelde. Bazıları normal hayatını sürdürebiliyor ama biraz sorguladığında kafanın çok bambaşka yerlerde olduğunu görüyorsun. Dışarıdaki hayata baktığında bizim gördüğümüz şeyi görmüyor.

Sıcak Kafa’yı okurken bazı noktalar bana günümüzle ilgili çağrışımlar yaptı. Kitap günümüz dünyasının ve onun gidişatı hakkında ipuçları taşıyor olabilir mi?

Olabilir tabii ama o doğrudan yorum yapmaktan kaçındığım bir şey. Okuyucuyu kendi yorumunu getirme zevkinden mahrum etmek istemiyorum. Bütün yorumlar birbirinin aynısı olmuyor tabii. Eğlenceli bir çeşitlilik var bu durumun bizim dünyamızda neye tekabül ettiğiyle ilgili.

Salgınla Mücadele Kurumu’nun yetkilerinin yargıya kadar uzanması ve insanların üzerinde sınırsız bir korku uyandırması bu romanı siyasi distopya yapar mı?

Kısmen yapar. Tür açısından baktığımızda, siyasi distopya ile kıyamet kurmacası arasında bir yere yerleştirebiliriz bu hikâyeyi. Kıyamet kurmacasına biraz daha yakın. Kıyamet kurmacası, İngilizcesiyle apocalyptic fiction, uygarlığı yıkıma götüren bir felaket çevresinde şekillenen hikayeleri kapsayan bir tür. Nükleer savaş, zombi salgını ya da başka bir virüs olabiliyor bu felaketin kökeni. Sıcak Kafa da, bu türün sözcükler ve dil üzerinden bir felaket kurgulayan bir türevi sayılabilir. Siyasi distopya öğeleri de taşıyor içinde.


Kapak tasarımının Kafka’nın Dönüşüm’üne benzemesi için ne söyleyeceksiniz?

Kitap çıkana kadar öyle bir çağrışım yaratabileceğini hiç düşünmedik. Kitap fuarından hemen önce çıktı kitap ve fuarda görenlerden birkaç kişi doğrudan aynı yorumu yapınca ben de şaşırdım. Kapakta, kitaptaki hastalığın bir tür logosu var. Konuşma balonlarından oluşan bir böcek… Yazılım terminolojisinde bug diye bir terim vardır, onunla da bağlantısı var. Hastalığı insan zihnindeki bir bug olarak resmediyor. Ama Gregor’la bağlantısını kurmamıştık hiç.

 

 

Kitap raflarda yerini alalı yaklaşık iki ay oldu. Okurlardan aldığınız geri dönüşler nasıl oldu peki?

Bayağı olumlu dönüşler aldım, kitap genelde çok beğenildi. Şu anda yaşadığımız durumu, ülkemizin içinde bulunduğu karanlık ortamı anlattığına, birebir uyduğuna dair yorumlar çok fazla geldi. Ben de katılıyorum o yorumlara. Aslında ben bu romanı yazmaya başladığımda, durum bu kadar berbat değildi memlekette. Zamanla gerçek dünya, romandaki dünyaya dönüştü.

Roman yazmak öyküye ve daha kısa metinlere oranla zorladı mı yoksa daha mı kolay geldi?

Çok daha zor geldi. Afili Filintalar’da ve Ot’ta yazarken herkesin gösterdiğini sanmadığım bir özen gösteriyordum. Hatta AF’ye koyduğum yazıyı, o kadar çok tekrar tekrar okuyup her sözcüğünü gözden geçirerek yazıyordum ki, yayınladığımda ezberlemiş oluyorum. Ama o bir sayfalık yazı sonuçta. O mantığı romanda uygulayınca bayağı harap ediyor sizi. Çalakalem de olacak bir şey değildi, insanın ortaya koyduğu şeye saygı göstermesi lazım. Kişiden kişiye değişir ama benim için bayağı ağır işçilik oldu. Bu zamana kadar da neden roman yazmadığımı anlamış oldum.

Şu an veya ilerisi için düşündüğünüz başka projeler var mı? Bu bir bilimkurgu romanıydı. Afşin Kum bu seyirde mi devam edecek?

Zamanında notlarını aldığım bir sürü hikaye var kenarda köşede. Bazıları sadece fikir aşamasında, bazıları daha olgunlaşmış halde. İçinde bilim kurgu olanlar da var olmayanlar da. Ama şu anda en yazılmaya yakın görüneni yine bilim kurgu gibi görünüyor. Belki en az bir kitap daha bu kafadan gideceğim gibi.

Son olarak okuyucularımıza ne söylemek istersiniz?

Umutlarını kaybetmemelerini söylemek isterim. Belli bir veriye dayanarak söylemiyorum bunu, geleceğe dair bütün umutlarımızı ezen bir girdabın içindeyiz ama buradan kurtulmanın tek yolu da kurtulabileceğimize inanmak.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.