Türkiye gibi bir coğrafyada, özellikle sinema sektörü içerisinde bir üretim gerçekleştirmenin zorluğunu bir kenara bıraksak bile türler içerisinde yaşanan problemlerin, ortaya çıkan yerli yapımların kalitesinin ve buna karşılık rakamsal olarak kazandıkları başarıların, sansürün artıp bilet fiyatlarının yükselmesinin ve tüm bunlardan en kötüsü yönetmenlerin filmlerini gösterime sokabilmek için yaşadığı zorlukların çözümünü yine sinema içerisinde bulmaya çalışıyoruz. Yapılmaya çalışılan değerli işlerin görülmediği ancak söz konusu patlamış mısır olunca herkesin sözde “ortak” bir söyleme ulaşmaya çalıştığı Türkiye sinemasında -Türk mü, Türkiye mi!? Bu da başka bir konu- işler gün geçtikçe daha da sarpa sarıyor. Tüm bunların yanı sıra özellikle Kürt sinemasından Ali Kemal Çınar gibi yönetmenlerin yılmadan üretmeye devam etmeleri biraz olsun inancımın körelmesini engelliyor.

Osman ana dili Kürtçe’yi anlamasına rağmen konuşamamaktadır. İkinci dili Türkçe’yi ise konuşabilmektedir ancak onu da anlamamaktadır. Yaşadığı tezatlık doğrultusunda iki işi aynı yapamamaktadır. İki işi aynı anda yapamama durumu sosyal hayatında birçok farklı problem yaşamasına sebep olur. Çünkü yalnızca Kürtçe konuşabilen insanlarla iletişime geçebilmektedir. Kürtçe konuşan bir insan bulsa dahi iki işi aynı anda yapamadığı için farklı problemler yaşar. Film, dil meselesi üzerinden eleştirisini yaparak basit bir şey gibi görünen bir gerçeğin aksine büyük bir travmaya sebebiyet verebileceğini anlatmaktadır. Kökenini çocukluğundan alan bu sorun, öte yandan içten içe aidiyet meselesini de sorgulamaktadır. Filmin ismini alan “arada” kelimesi tam olarak bu arada kalmışlığın, temelinde hiçbir yere ait olamamanın açıklaması gibidir. İki dil ile büyüyen bir çocuğun yaşadığı arada kalmışlığın en somut örneği gibidir bu konuşamama ve anlayamama durumu.

28. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü’nü alan Genco filmi sayesinde !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’de tanıştığım yönetmen Ali Kemal Çınar’ın kendine has dili Di Navberê De filminde de varlığını sürdürüyor. Genco ile ilk Kürt süper kahramanı yaratan yönetmen, bir nevi süper güçler ve travmatik eksiklikler arasında öyle bir bağ yaratıyor ki çıkan noktadan ötekileşme kavramına getirdiği eleştiriler yerini buluyor. Ancak Genco’ya nazaran daha politik bir tavır takınan Di Navberê De, didaktik bir üslup ile filmin başında dahi meselesini açık etmeye başlıyor. Bu noktada zamanlama ve üslup problemi yaşayan film buna rağmen yönetmenin dokunuşlarıyla akılda halıcı bir hal alıyor. Mizahi yönünü tıpkı Genco gibi oldukça kuvvetli bulduğum filmin amatör havası ise kendisini hissettiriyor. İmkanlar doğrultusunda şekillenen amatörlükten ziyade yönetmenin bu amatörlüğü seviyor oluşunu aralarda gösterilen haber görüntülerinden dahi algılayabiliyorsunuz.

Ailesiyle ve küçük bir ekiple çalışmayı tercih eden yönetmen bağımsız sinema algısını, kendi meseleleri üzerinden şekillendirerek her seferinde yeni bir şeyler denemeye çalışıyor. Genco ile önemli bir işe imza attığını düşündüğüm Ali Kemal Çınar, oyuncu yönetimi konusunda oldukça başarılı işler çıkarıyor. Hayatın içinden kopup gelen insanların bizzat filmin içerisinde vuku bulması sonucunda ortaya birbirinden doğal oyunculuk performansları çıkıyor.

Didaktik anlatımına rağmen kendine has konusu, doğal oyunculuk performansları ve başarılı mizahıyla Di Navberê De size hem keyifli hem de düşündürten anlar sunuyor.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın