“Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harfleri acz tutuyor
Bağışlamanı dilerim

Sana zorsa bırak yanayım
Kolaysa esirgeme

Hayat bir boş rüyaymış
Geçen ibadetler özürlü
Eski günahlar dipdiri
Seçkin bir kimse değilim
İsmimin baş harflerinde kimliğim
Bağışlanmamı dilerim

Sana zorsa yanmaya razıyım
Kolaysa affı esirgeme
Hayat boş geçti
Geri kalan korkulu
Her adımım dolu olsa
İşe yaramaz katında
Biliyorum
Bağışlanmamı diliyorum”

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu; baş harflerinden kendine taktığı “acz” ile alçakgönüllüğün ve zarifliğin şairi.  “Aristo Cahit”, “Artist” gibi birçok lakaptan bir tanesi bu da. Hem-seçkin biri olmadığını anlatan- kendine taktığı bir ad.

Gençliğinin ilk yıllarında sözümona içine kapanık, düşünen yıllarla birlikte bu içine kapanıklığın kozasını kırmış, arayışa düşmüş, sınırları zorlamış bir şair. Örneğin; pilot olmak için çaba sarf etmiş, otostop çekerek Avrupa’yı dolaşmış, otobanlarda delice araba koşturmuş… Bir kaosun, düzensizliğin içinde kendi nizamını kurmuş, her şeyi zihninde düzenlemiş.

Abdurrahman Cahit Zarifoğlu, 1 Haziran 1940’ta Ankara’da dünyaya geldi. Aslen Kahramanmaraşlı olan Zarifoğlu, atalarına bakıldığında 300 yıl evvelinde Kafkasya’da yaşadıklarını, üç kardeş olduklarını ve bunlardan birinin adının Zarif olması sebebiyle bu soyadını aldıklarını ifade ederek, Kafkasya’yı çok sevmesini de bu kökenine bağlar. Babasının hakim olmasından sebep sürekli dolaşan Zarifoğlu, ilköğrenimine Siverek’te başladı, sonrasında Maraş ve Ankara’da devam etti. Ortaokula Kızılcahamam’da başladı, liseyi memleketi Maraş’ta bitirdi. Arkadaşlarına ders verebilecek düzeyde olmasına karşın, matematik ve edebiyat derslerinden kalarak liseyi üç sene uzattı. Yani; şair zamanın birinde edebiyat dersinden kalıyordu. Fakat; bu bilmemesinden değil biraz aykırı tutumundan, inadından, sınav kağıtlarını boş vermesinden kaynaklanıyordu. Maraş Lisesi’nden arkadaşları olan Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören ve Rasim Özdenören ile birlikte edebiyatla ilgili bir çevresi vardı. Bu isimlere Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil’de eklenerek Türk Edebiyatı’nın ‘Yedi Güzel Adam’ını oluşturacaklardı.

Zarifoğlu ilk olarak lise yıllarında edebiyata merak saldı, yerel gazete ve dergilerde şiirleri ve yazıları yayımlandı. İçine kapanıklığı çevresi tarafından onun aşık olduğuna yoruluyordu. Düşünceli tavırları ona ‘Aristo Cahit’ lakabının takılmasına sebep oldu. Aslında bu içine kapanık görünen hali yıllar sonra eşinin de farkına vardığı gibi, babasına duyduğu hasretle açıklanabilir. Babası Niyazi Bey, Zarifoğlu’nun annesi ile evli iken başka bir kadınla birlikte olur. Zarifoğlu ara sıra babasını görmesine rağmen bu hasreti dindirmesine yetmez bu birliktelik. Kendisinden yalnızca bir buçuk yaş büyük olan ağabeyi Sait, bu boşluğu doldurmaya çalışarak onun üzerine titrer.

Bir yandan içine kapanık bir halet-i ruhiyeye bürünmüşken, bir yandan edebiyatla uğraşıp, bir yandan da güreşe merak saldı. İncelikli hareketlerle iri cüsseli yaşıtlarının sırtını yere getirerek, güreşte de ustalığını konuşturuyordu. Sınıf arkadaşı Alaaddin Özdenören onun için “Cahit şiir gibi güreş tutardı.” diyerek incelikli hareketlerini ve zarifliğini betimler. Lisenin ikinci sınıfında ise göklere merak salar, pilot olabilmek için Eskişehir’e gitti. İçine kapanık demek bu nedenle yanlış olabilir, belki de kabuğunu kırmaya çalışıyordu. O dönemler Türk Kuşu Derneği’nde eğitim alınıyor, başarılı olanlar ve herhangi bir manisi olmayanlar pilot olabiliyordu. Zarifoğlu eğitimleri başarı ile tamamlamış, uçabilecek seviyeye gelmişti gelmesine ama gözündeki ve kulağındaki rahatsızlıktan dolayı pilot olamamıştı. Tartışmasız bir sükut-u hayal… Ama bu tatsız vesileler belki de insanların hiç olmayacakken daha sonra çok farklı şekilde anılmalarına sebep oluyordur belki kim bilir?

Liseyi düşe kalka tamamladıktan ve 1959 yılında bir yıl süre ile vekil öğretmenlik yaptıktan sonra 1961’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümüne kayıt oldu. Almancasını geliştirmek için iki kez Almanya’ya gitti. Bir ziyaretinde (1967) otostopla Avrupa’nın belli başlı şehirlerini dolaştı. Üniversite öğrenimi sırasında geçimini sağlamak için aynı zamanda çalışmaya başlamıştı. 1964 yılında Yol Dergisi’nde musahhihlik yaptı, 1967’de Sabah Gazetesi’nde, 1969-70 yıllarında Hakimiyet Dergisi’nde teknik sekreter olarak çalıştı. Yine üniversite yıllarında tek sayılık Açı dergisini çıkardı ve aynı yıl Sezai Karakoç ile tanıştı (1962). Sezai Karakoç ile olan muhabbetini şöyle ifade ediyordu: “Sezai Karakoç Ağabeyin yayınladığı Diriliş dergisinde şiirlerim yayınlandı. Ağabeyin sohbetlerinden ve yazdıklarından çok şeyler öğrendik.Her anlamda bizim hocamızdı. Yetişmemizde çok büyük faydası oldu.”

Zarifoğlu şiirlerinde olduğu gibi yaşamında da kendine has bir yol çizer. Bir örneği de 1962 yılında devrin -ve hala- usta şairlerinden Cemal Süreya’ya bir mektup yazarak İstanbul’a döndüğünde birlikte yaşamak istediğinden bahsetmesidir. Bu dönemde Cemal Süreya Paris’te bulunmaktadır. Zarifoğlu, Sezai Karakoç vasıtasıyla Cemal Süreya ile iletişime geçebilmiştir. Henüz tanımadığı için genç Zarifoğlu’na cevap vermeyen Süreya, onun ölümünden sonra yayımladığı günlüğünde hakkında şunları söylemektedir:

“Cahit Zarifoğlu ölmüş. Bugünün adı bu olacakmış… İyi şairdi. İlk şiirleri de iyiydi. (Sezai) Karakoç çevresinden. Daha yüz yüze gelmeden, 1962’de bana, Paris’e bir mektup yollamıştı. Adresimi Sezai (Karakoç)’den almış. Saklamamışım o mektubu.

Zarifoğlu, o sıra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğrenci. Yurtlardan sıkılmış herhal, İstanbul’a dönüşümde, birlikte ev tutup oturmayı öneriyordu mektubunda. Ben de bir tuhafım o günler. Bir ölçüsüzlük görmüştüm bu öneride. O ara otuz yaşı dönmüşüm. İyi sayılan bir aylığım var. Ne yani, bu çocuk öğrenci hayat koşuluna mı indirmek istiyor beni?

Dönüşte yeniden tanıştık. Zaman zaman vapurda, yolda, Sezo’nun (Sezai Karakoç) evinde bürosunda rastlaştıkça konuşurduk, (ama her şeyden)…”

Zarifoğlu’nun ilk şiirlerinde İkinci Yeni etkisi görülür. Bu dönemde tanıdığı Sezai Karakoç ve Necip Fazıl’dan oldukça izler görülmektedir şiirlerinde. Ancak kendi yeniliğini keşfetmek üzerine kuruludur düzeni. Öyle ki, Ece Ayhan şiirde yapı sorununu en iyi kavramış şair olarak Zarifoğlu’nu gösterir. Bilinç akışı ve geriye dönük anlatım tekniklerini başarı ile kullanmış, şiirleri İngilizce ve Arapça’ya çevrilmiştir.

Bir değirmendir bu dünya, Yedi Güzel Adam, Serçekuş, Şiirler, İsaret Cocuklari

Maddi imkansızlıkları, okurken çalışmak durumunda olması gibi birtakım sebeplerle üniversiteyi ancak on yılda tamamlayabildi. Bu uzun süren eğitim döneminde genellikle lisedeki edebiyat meraklısı arkadaşları ile birlikte hareket etti. Mart 1966’da yeniden çıkmaya başlayan Diriliş dergisi, Cemal Süreya’nın Papirüs dergisi, Mehmet Fuat’ın Yeni Dergi dergisi ile Türk Dili ve Soyut gibi dergilerde şiirleri yayımlandı. Asıl çıkışını sanat sayfasını Rasim Özdenören’in yönettiği Yeni İstiklal gazetesinde yaptı. Burada Abdurrahman Cem ve Cahit Zarifoğlu isimleri ile peşpeşe on üç şiiri yayımlandı. Bu şiirlerin tamamını 1967 yılında yayımlanan ilk kitabı ‘İşaret Çocukları’na aldı. Bu kitabı kendi parasıyla İnsan Yayınevi adıyla çıkardı. Bütçesi yetmediği için büyük bir kısmını dağıtamayarak kitapların çoğu elinde kalmıştı. Bu elinde kalan kitapları tuttuğu, bir arkadaşının dayısının yazıhanesinden uzun süre alamayınca, kendini bilmez dayı tarafından sobada yanmaya mahkum olur. Şairin kendi imkanıyla bastırdığı ilk şiir kitabı sobada yanıyordu. Bu kitabına ilk yorum beklendiği üzere Sezai Karakoç’tan geldi. Şöyle demişti: “İşaret Çocukları yeni bir hikmeti arar gibidir. Yaşamaya dayanak olan bir hikmeti. (…) Çocukluktan, hatıralardan ve yaşama parçalarından getirilen dayanaklar, birer hikmet denemeleri olarak şiiri sürdürür, ama en sonda onlar da yıkılırlar. Böylece, her şiir, yeni bir şiire gebe olarak son bulur. Hatta bir yandan masalsı tarihimize, bir yandan sanatsı felsefeye, bir yandan da sanat içi avuntuya çıkılır. Anne ve baba, çocuklar, kadın ve erkek, sevgili çağrılır bu hesaplaşmaya, iki düşünce veya hikmet çizgisi arasına sıkıştırılan küçük diyaloglar işte bu çağrılanların sorgusunu yansıtırlar. (…) Şiir, varlık kaygısının peşinde olduğundan, blok blok idrak edilen cevaplar hâlinde gelişir. Bu yüzden yakın çağrışımlarla değil, aradaki büyük atlamalardan doğma yakınlaştırmalarla kelimeler birbirini bulur.

İlk şiirlerinde anlaşılamadığı eleştirileri gelmesi üzerine kendisi tüm eleştirilere cevaben: “Şiirimi bana şikayet ediyorlar, anlamıyorlarsa niye rahatsız oluyorlar, bilmem?Acaba zor anlaşılır şiirler mi var? Yoksa, zor anlayan şiir okuyucuları mı?” demişti. Fakat son zamanlarında daha anlaşılır bir dil tercih etmiş, etkilendiği çevreden de ötürü İslam felsefesi üzerinde durmuştur. Batı diktasına karşı, doğunun protestosunu şiirlerinde taban almıştır.

Eylül 1973’ten sonra ikinci kitabı olan Yedi Güzel Adam yayımlandı. Ki bu adamlar -Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Mehmet Akif İnan, Erdem Bayazıt, Alaaddin Özdenören, Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu- dur. Bu Maraş ekolünün fikir babası Necip Fazıl Kısakürek’tir.

Bu birliktelik Cahit’e ikinci lakabını taktıracaktır. Bir gün üstat Necip Fazıl’ın evinde sohbette iken yerinde duramayan Cahit evin içinde dolaşmaya başlar. Necip Fazıl’ın kitaplığına bakan, plaklarını karıştıran şair ‘Aristo’dan sonra ikinci lakabını Necip Fazıl’ın şu sözleriyle alacaktır. “Yahu burada muhteşem bir konser varken sen notalarla meşgulsün artist.” Bu söylemi Nuri Pakdil daha sonra tekrar dile getirecek, “Yedi güzel adam içerisinde en artist mizaçlı kişi Cahit Zarifoğlu’ydu.” diyecektir.

Zarifoğlu üniversiteyi bitirdikten sonra doktora yapmak istedi. Kazanmasına rağmen maddi imkansızlıklardan dolayı başlayamadı. Askere gitmeye karar verdi. Askerliğini yedek subay olarak 1973-75 yılları arasında İstanbul Tuzla, Sarıkamış ve Kıbrıs’ta tamamladı. Askerlik dönüşünde Makine Kimya Enstitüsü’nde mütercim olarak çalıştı ertesi yıl TRT’de mütercim sekreter olarak çalıştı. 1976 yılında Necip Fazıl aracılığıyla Van müftüsü Kasım Arvas’ın kızı Berat Hanım’la evlendi. Necip Fazıl nikah şahidi oldu. Bu evlilikten dört çocuk dünyaya geldi.

“Ey Berat hanım dersen ki
‘Bu ne zalim adam
Halimi bilmez halden anlamaz
Küçük bir şeyi mesele yapar’
-Ne büyük yalan-
Doğrusu var hakkın
N’etsem n’apsam
Kollarını bilezik
Boynunu kordon
Ayağını hal hal donatsam
Yine hakkın kalır”

1977’de üçüncü kitabı ‘Menziller’, 1985’te dördüncü kitabı ‘Korku ve Yakarış’ı yayımladı. Zarifoğlu Aralık 1976’da Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Mehmet Akif İnan ve Alaaddin Özdenören ile birlikte ‘Mavera’ dergisi ve ‘Akabe Yayınları’nın kurucuları arasında yer aldı. Mavera dergisinde 1978 yılında başlattığı “Okuyucularla” köşesinde sohbet edercesine, mektup sıcaklığında yazdığı yazılarda şiir anlayışı hakkında önemli ipuçları verdi. Yine bu dergide değişik biçimlerde yayımlanan günlüklerini ‘Yaşamak’ adlı kitabında bir araya getirdi. Gençlerle sohbet etmeyi çok seven, onlarla sürekli vakit geçiren Zarifoğlu son zamanlarında çocukları ihmal etmeyerek onlar için de kitaplar yazdı. Bu kitaplardan ‘Yürekdede ve Padişah’ adlı eseri ile 1984 yılında Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü kazandı.İlk romanı ‘Savaş Ritimleri’ 1985 yılında yayımlandı.

Cahit Zarifoğlu hayatının son döneminde acı bir şekilde pankreas kanserine yakalanır. Kendisini ziyarete gelenlere acısını hiç belli etmez. Çocuklarla gülüşür, arkadaşlarından fıkra anlatmasını ister. Ama yavaş yavaş kaçınılmaz sona doğru yaklaşıyordur. Bir gün kendisine refakat eden Erdem Bayazıt’ın elinden tutarak; “Erdem” der “Kırlarda çiçekler artık bensiz açacak”. Yine hastalığı ilerledikçe kabusla bölünen uykularının birinde ona refakat eden Rasim Özdenören’e “Rasim, bir rüya gördüm. Rüyamda Necip Fazıl yirmi beş yıl sonra burada buluşacağız dedi” der. Belki de zamanı yanlış duymuştur. Yine Rasim Özdenören’in ifadesine göre yıl değil ama yaklaşık yirmi beş gün sonra vefat eder Zarifoğlu. 7 Haziran 1987’dir tarih ve artık kırlarda çiçekler onsuz açacaktır.

Eserleri

Şiir

İşaret Çocukları
Yedi Güzel Adam
Menziller
Korku ve Yakarış
Hikâye:
İns

Çocuk Hikayeleri

Serçekuş
Katıraslan
Ağaçkakanlar
Yürekdede ile Padişah
Küçük Şehzade
Motorlu Kuş
Kuşların Dili

Çocuk Şiirleri

Gülücük
Ağaç Okul (Çocuklara Afganistan Şiirleri)

Roman

Savaş Ritimleri,
Ana

Günlük

Yaşamak

Deneme

Bir Değirmendir Bu Dünya
Zengin Hayaller Peşinde

Tiyatro

Sütçü İmam

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın