Stand-up komedyenliği ile tanınan Ricky Gervais’in yazarlığını ve yönetmenliğini yaptığı 6 bölümlük After Life, 8 Mart’ta Netflix üzerinden yayınlandı. The Office’ten de yazarlığını bildiğimiz Ricky Gervais bu sefer daha hüzünlü ama bir o kadar da tatlı bir seri ile karşımıza çıkıyor.

Başrolümüz Tony Johnson, yerel bir gazetede çalışan, hayatının aşkını bulmuş sıradan bir insan. Çok sevdiği eşi kansere yenik düştükten sonra onsuz bir hayatın anlamı olmadığını düşünmeye başlayan Tony, birkaç kez intihar etmeyi deneyip sonunu getiremiyor ve bu mutsuzluk hissini insanlardan ve dünyadan çıkarmaya başlıyor. Komik, kibar, neşeli olmanın hiçbir nedeni olmadığını düşünmeye başlayan Tony, insanlara karşı davranışlarını tamamen değiştiriyor. “İstediğim her şeyi söyleyip, ne kadar pislik bir insan olursam olayım eninde sonunda kendimi öldürüp bunlardan kurtulabilirim, aslında bu bir süper güç gibi” sözü açıkçası insanın aklında biraz yer ediyor.

Çalıştığı yerel gazete çok da değerli haberler yapan bir gazete değil. Dizinin başlarında bundan memnuniyetsizliğini de dile bol bol getirecek fakat burada kalmasının nedeninin, hiçbir zaman kariyer, terfi peşinde koşmamış olması, her gün tek isteğinin işten sonra eşine gidip onunla vakit geçirmek olmasını çok güzel bir şekilde anlatıyor. Yaşadığı mutsuzlukla 4 koldan savaşıyor gibi gözükse de aslında hiçbir şey yapmıyor. Bir yandan terapistin ilgisizliği, bir yandan küçük yeğeninin yanında olmaya çalışması, iş arkadaşlarıyla uyumsuzluğu ve onlara verdiği ters tepkiler derken kendinizi cidden Tony’nin mutsuzluğunu hisseder şekilde buluyorsunuz.

Dizi boyunca beni en çok güldüren şey Tony’nin umursamaz dürüstlüğüydü. İnsanlarla diyaloglarında kibarlığı ve empatiyi bırakarak tamamen dürüst konuştuğunda cidden kahkaha attığım sahneler oldu. Ricky Gervais aslında bir stand-up komedyeni olarak çok ta üst seviye işler yapmadı.Bugüne kadar genellikle tabu konularda orta dereceli şakaları ve ukalalığıyla kendini sevdirmişti izleyenlere. Ben şahsen her gösterisini hatta katıldığı bütün talk-showları izlemiş birisiyim. Komedyenliği ve oyunculuğundan çok kişiliğini çok beğendiğim bir sanatçı. Bu dizide de sanki gerçek hayatta eşini bu şekilde kaybetse nasıl olurdu sorusuna bir cevap aramış ve ortaya böyle bir iş çıkartmış gibi. Zaten dizide kaybettiği eşinin adı ile şuan gerçek hayattaki eşinin adı da aynı. Ricky Gervais her zaman insanları sevmediğinden, hayvanların daha değerli olduğundan bahseden bir komedyendi. Bu dizide de etrafındaki insanların zeka seviyesine, işlerini nasıl hallettiklerine baktığımız da bu düşüncelerini diziye biraz yansıttığını görüyoruz. İntihardan vazgeçiş bahanesi de birçok sefer köpeği oluyor.

Ricky Gervais, daha önce de dediğim gibi çok üst seviye bir stand-up komedyeni değildi, oyunculuğu da ortalamanın çok üstünde değil. Zaten Extras, Derek gibi dizilerinden de bunları biliyoruz. Fakat bir yazar olarak bence çok güzel işler çıkartıyor. Tahmin edilebilir ve sıradan bir hikaye gibi gözükse de bu tahmin edilebilirlik dizinin akışı bozmuyor sonuçta bir gizem/polisiye filmi değil zaten ne olacağını tahmin edebiliyorsunuz.

Genel olarak baktığımızda tam bir “bitter sweet” denilebilecek bir dizi olduğunu düşünüyorum After Life’ın. Diziyi izlerken kendinizi gülerken hatta kahkaha atarken bulabiliyorsunuz fakat genel olarak hüzünlü izliyorsunuz. Gözlerinizin dolduğu, iç geçirdiğiniz kısa anlardan sonra ufak gülüşler biraz da olsa kendinizi iyi hissettiriyor. Şahsen başrolü kendime çok yakın hissettiğim için aynı durum benim başıma gelse tamamen aynı tepkileri verebileceğimi düşünüyorum, belki de izlerken bu yüzden çok fazla keyif aldım. Dram/Komedi seven birisi olarak çok keyifli bir 3 saatti benim için.

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın