Search
EKİBİMİZ

5 Yönetmen 5 Film

5 Yönetmen 5 Film başlıklı yazımda yıl içinde her ay olmasa da bazı aylarda farklı farklı yönetmenleri kısaca ele alacağım. Bu yönetmenlerin izlenmesi gereken filmlerini tavsiye ederek, her yönetmenin birer filminden kısaca bahsedeceğim.

 

1) Jules Dassin (1911 – 2008)

14081100_10154470116422171_636539754_n

1940 yılında usta yönetmen Alfred Hitchcock’un asistanlığına başlayan Dassin ilk başarılı çalışmasını 1947 yılında “Brute Force” filmi ile yapar. Siyasi sebeblerden dolayı kara listeye alınıp Amerika’dan ayrılmak zorunda bırakılmadan önce “The Naked City” (1948), “Thieves’ Highway” (1949) ve “Night and the City” (1950) filmleri ile kara film-suç türünde ne kadar başarılı olduğunu kanıtlar. İzlediğim andan itibaren unutulmazlar listeme girmiş muhteşem filmini ise Fransa’ya yerleştikten sonra 1955 senesinde çeker: Rififi.

f1

Rififi (1955)

Hapiste geçen beş yılın ardından özgürlüğün ilk günlerinde, eski arkadaşları tarafından tekrar bir soygun planına dahil edilmek istenen Tony (Jean Servais), eski sevgilisini bir çete lideri ile birlikte gördükten sonra negatif düşüncesini kırarak teklifi kabul eder. Bu şekilde özetlenebilecek bu filmi diğer soygun filmlerinden ayırıp mükemmel kıvama getiren unsurlardan biri; en önemlisi yaklaşık yarım saat süren ve bu yarım saat sürecinde hiçbir diyalog barındırmayan soygun sekansı. İzlediklerimiz o kadar detaylı ve gerçekçidir ki ekrandan gözümüzü bir saniye bile ayıramayıp, sinema aşkı ile çoştukca çoşarız. François Truffaut’nun “Şimdiye kadar izlediğim en iyi film noir,” dediği bu film detaylı senaryosu, germekten bizi bitiren kurgusu, enfes görüntü yönetmenliği ve diğer birçok pozitif yönleri ile kaçırılmaması gereken bir şaheser.

 

2) Nicholas Ray (1911 – 1979)

14101646_10154470123332171_932486293_n

Çevresinde olan insanlar tarafından düzgün anlaşılamayan; asi, şiddete meyilli, farklı karakterleri birçok filminde işleyen Nicholas Ray arkadaşı Elia Kazan’ın 1945 tarihli “A Tree Grows in Brooklyn” isimli ilk filminde yönetmen yardımcılığı yaptıktan sonra 1948 tarihinde çok sevdiğim “They Live by Night” isimli ilk filmini gerçekleştirir. Daha sonra yönetmenliğini yaptığı filmler arasından, kendi görüşüme göre en iyisi, başyapıtı ve birazdan değineceğim “In a Lonely Place” (1950), bir western manyağı olarak çok sevdiğim “Johnny Guitar” (1954), en popüler filmi “Rebel Without a Cause” (1955), yine bence en iyilerinden olan “Bigger Than Life” (1956) ve “The Savage Innocents” (1960) izlemeniz gereken önemli filmlerindendir.

f2

In a Lonely Place (1950)

Şiddete meyilli senarist Dixon Steele (Humphrey Bogart) cinayetten sorumlu tutulur. Cinayet ile ilişkisi olmadığını savunan komşusu Laurel Gray (Gloria Grahame) ile ateşli bir ilişkiye başlar. Şiddet, kuşku, ilerledikçe tırnaklarımızın yerinden gittiği bir tempo… Nicholas Ray’in 1950 tarihli bu başyapıtında, usta oyuncu Humphrey Bogart’ı daha önce görmediğimiz bir rolde izleriz. Şaşırırız, heyecanlanırız, film boyunca kendisini merakla takip ederiz. Sadece yazdığım bu kadarcık yazı bile filmi henüz izlememiş olanları filme çekmiş olması gerekir. Nasıl yani çekmedi mi? İlla okumayı sonuçlandırmayı bekliyorsunuz. Tamam o zaman bu muhteşem film sizi biraz daha bekleyebilir. Evet Humphrey Bogart’ın en iyi ve en derin performansını gerçekleştirdiği, kuşku merkezli, ritmini bir an bile yitirmeyip, Dixon Steele karakterine “ne yapıyorsun adamım, sakin ol” demekten kendimizi alamayacağımız muhteşem bir kara film-dram. Laurel Gray karakteri ile Gloria Grahame’nin de (ahh o bakışlar) Bogart’a çok iyi eşlik ettiğini unutmayalım. Kusursuz senaryosu, teknikleri, kurgusu ve performansları ile… Bence artık bu filmi izleyin.

 

3) Jan Svankmajer (1934 – )

1934 Prag doğumlu kukla sanatçısı ve yönetmen Jan Svankmajer 1964-84 yılları arasında çektiği onlarca kısa stop motion filmlerden sonra ilk uzun metraj denemesini 1988 yılında “Neco z Alenky” filmi ile yapar. Stop motion ustalarından, sürrealist yönetmen Svankmajer bu filmden sonra 1988-93 tarihleri arasında tekrardan kısa film çalışmalarına dönüp 1994 tarihinde ikinci uzun metrajı “Faust” filmini çeker. Live Action ile Stop Motion tekniğinin harmanlandığı sürreal filmlerinden, şimdiye kadar izlediğim en iyi (en iyilerinden biri demiyorum; dikkat edin en iyisi diyorum) -Alice in Wonderland- uyarlaması olan “Neco z Alenky” (1988), “Faust” (1994), “Otesanek” (2000) ve “Lunacy” (2005) filmleri ile tüm kısa filmlerini izlemenizi şiddet ile tavsiye ediyorum.

f3

Neco z Alenky (1988):

Yukarıda da belirttiğim üzere efendim, izlediğim en iyi Alice uyarlaması olan bu Live Action-Stop Motion harmanı filmimizde Jan Svankmajer en iyi işlerinden birini ortaya koyuyor. Alice şöyle düşünüyor:

Şimdi seyredeceğiniz film çocuklar içindir. Ama belki de değildir. Yalnız unutmayın ki gözlerinizi kapatmalısınız. Aksi takdirde hiçbir şey göremezsiniz.

Bu sözler ile başlayan film dahiyane atmosferi, tekinsizliği, küçük ve tek oyuncusu Kristyna Kohoutova’nın şekerliği ile kesinlikle görülmeyi hak eden bir filmdir.

 

4) Preston Sturges (1898 – 1959)

1898 doğumlu Amerikalı yönetmen Preston Sturges ilk yönetmenlik deneyimini 1940 tarihinde “The Great McGinty” isimli filmi ile yaşadı. Tüm filmlerinin senaryosunu kendisi yazan Preston Sturges bu ilk filmi ile de En İyi Senaryo Oscarının sahibi olmuştur. Screwball komedisi “The Lady Eve” (1941) yine aynı yıl screwball komedi ile dramı harmanladığı “Sullivan’s Travels” (1941), “The Miracle of Morgan’s Creek” (1944) ile “Unfaithfully Yours” (1948) yönetmenin komediyi başka türler ile sunduğu izlenmesi gereken önemli filmleridir.

f4

Sullivan’s Travels (1941)

Sullivan’s Travels’ı bazı kusurlarından ötürü başyapıt olarak görmesem de çok severim. Bu tarz bir konunun anlatımının süre bakımından (90 dk) yetersiz kaldığını, daha uzun süreli olması gerektiğini, bu şekli ile oldu bittiye getirildiğini hep düşünmüşümdür ve bu dediklerim film iyi analiz edilmeden sadece ilk izleyişte bile gözünüze çarpar. Ayrıca Screwball komedileri ile tanıdığım Sturges’in bu filmde türün yanına dramı da iyi yedirmesini çok sevmiştim.

Komedi yönetmeni John L. Sullivan (Joel McCrea) ciddi bir drama yapmak için gerçekten yoksulluğu yaşamak ister ve her şeyini bırakıp çulsuz şekilde yollara koyulur. Bu sırada karşısına güzeller güzeli Veronica Lake çıkar. Usta yönetmenlere yapılan göndermelerini, başarılı sinematografisini, başrol ve yan karakterlerin uyumunu, performanslarını, filmin sizi içine alıp yaşatmasını kısacası birçok özelliğini severim ve dediğim gibi bu sürenin daha uzun, daha derinlikli aceleye gelmeyen halini yaşamış olsaydık filmden aldığımız zevk iki-üç kat daha fazla olacaktı. Takıldığım o konuya bakmayın. İzleyin, izlettirin efendim.

 

5) John Frankenheimer (1930 – 2002)

johnf

1954-60 tarihleri arasında televizyon yönetmenliği yapan J. Frankenheimer özellikle 60’li yıllarda yönettiği filmler ile akıllarda yer edindi. Paranoya üçlemesi olarak adlandırabileceğimiz “The Manchurian Candidate” (1962) ve “Seven Days in May” (1964) ile politik-gerilim, “Seconds” (1966) ile de bilim kurgu-gerilim sularında başarıyla gezinen Frankenheimer saygı duyduğum yönetmenler arasına girdi. 60’li yıllarda ayrıca “Birdman of Alcatraz” (1962), çok çok sevdiğim ” The Train” (1964), “Grand Prix” (1966), J. Frankenheimer filmografisinin kaçırılmaması gereken önemli filmleridir. 70’li yıllar ile birlikte eski performansından uzaklaşan yönetmenin “French Connection 2” (1975) ve “Black Sunday” (1977) ile parlak dönemine yakın işler olarak bu iki filmi de önermeden geçemeyeceğim.

f5

Seconds (1966)

Evli ve bir kızı bulunan, hayatı boyunca doğru olduğuna inandırılan direktifler ile iyi bir işi, sıradan bir yaşamı olan fakat yıllar ilerledikçe içine kapanan, mutsuz, orta yaşlı bir adam Arthur… Yıllar önce ölen arkadaşının araması ile şok olup başta tereddüt etse de sonradan arkadaşının verdiği adrese gitmesi ve kendisinin yüzünü, vücudunu, kimliğini, yaşayış ortamını değiştirip sıfırdan yeni bir hayata başlamasını sağlayacak şirket ile tanışmasını filmin konusu olarak kısaca yazabiliriz. Savaş, aksiyon, politik gerilim ve politik alaycı gerilimleri ile ünlü John Frankenheimer’in Seconds filmini izlerken Arthur karakterinin yaşadığı şoku, hissettiği korkuyu iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Neden? Çünkü burada tüm Frankenheimer sinemasından ayrılan başka bir sinema var. Kafkaesk öğeler, gerçekten sinema tarihinde görüp görebileceğiniz en iyi sinematografilerden biri, yakın planlar, derin ve özenli senaryo, kurgu, Rock Hudson ve diğer performanslar… Kısaca her şeyi ile dört dörtlük bir film. Yüzü, vücudu, kimliği yenilenmiş istediği her şey verilmiş fakat ruhu aynı olan bu adamın kontrol mekanizması üzerinde iken sıfırdan yeni biri olarak başlaması mümkün müdür? Geçmişinde yaptıklarından kaçması, özgürleşmesi için daha ne kadar yenilenmesi gerekir?

Bir daha ki yazıda görüşmek üzere… Saygılar efendim.



gkn712@hotmail.com'

Konuşmak; her zaman iletişim kurmak demek değildir.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

izmirescort ankara escort izmir escort halı saha yapan firmalar