Search

37. İstanbul Film Festivali’nde İzlemeniz Gereken 25 Film

652

IKSV’nin gelenekselleşen, bu sene 37. kez düzenlenecek olan Film Festivali 5-15 nisan arası gerçekleşecek. Biletlerinin 24 martta satışa çıkacağın festivalin bu seneki teması: Ingmar Bergman

11 sene önce aramızdan ayrılan İsveç ve dünya sinemasının büyük değeri Bergman bu sene 100. yaşına giriyor. İstanbul Film Festivali de seneyi ona ayırıp onun en güzide filmlerini perdeye taşıyor ve bizi büyük bir iyilik yapıyor: Bergman filmlerini perdede izleyebilme şansı.

9 farklı salonda 200’den fazla filmin gösterileceği festivalde film seçmek gerçekten çok zor. Biz de sizin için derin bir inceleme sonrası mutlaka izlemenizi düşündüğümüz 25 filmi derledik. Aynı zamanda Begman’ın gösterilecek filmlerini de sizin için aşağı koyduk:

Yaban Çilekleri (1957)
Yedinci Mühür (1958)
Kış Işığı (1962)
Sessizlik (1963)
Persona (1966)
Utanç (1968)
Çığlıklar ve Fısıltılar (1972)
Bir Evlilikten Manzaralar (1973)
Güz Sonatı (1978)

Not: Film özetleri, festivalin kendi kataloğundan alınmıştır.
Katalog için: tık

Cocote

Santo Domingo’da zengin bir evde bahçıvan olarak çalışan Alberto, babasının vahşice öldürülmesinin ardından yasını tutmak için doğduğu yere döner. Ancak cenazeye dair görenek ve âdetler, Alberto’nun dini inançlarına son derece aykırı gelir. Üstelik ailesi, güçlü bir adam tarafından öldürülen babasının intikamını almasını beklemektedir. Dominik Cumhuriyeti’ndeki gelenekler, sınıf çatışmaları, şiddet eğilimi ve ahlaki yozlaşmayı bu hikâye üzerinden anlatan yönetmen Nelson Carlo de Los Santos Arias, Cocote ile Latin Amerikan sinemasında yeni ve güçlü soluk olarak övgü aldı. Zengin görsel diliyle takdir toplayan ve birçok oyuncusu amatör olan Cocote 35mm çekildi.

Marlina the Murderer in Four Acts

Hem Japon samuray hem de Amerikan western filmlerinden esinlenen Katil Marlina etkileyici görselliği, müzikleri ve güçlü duruşuyla öne çıkan, feminist bir western. Endonezya’nın Sumba adasındaki ıssız çöl tepelerinde geçen film, haydutların saldırısına uğrayan Marlina adında dul bir kadının adalet peşine düşmesini ve hem haydutlar hem de onların hayaletleriyle intikam mücadelesini anlatıyor. Endonezya’nın en yetkin yeni nesil sinemacılarından Mouly Surya’nın bu üçüncü filminin ilk gösterimi Cannes’da, Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapıldı.

Isle of Dogs

Oyuncak gibi setlerin, görsel zenginliğin, masalsı hikâyelerin ustası Wes Anderson’ın Berlin Film Festivali’nin açılışında gösterilen son filmi Köpek Adası, Japonya’da geçen bir animasyon. Seslendirme kadrosu birçok yıldız barındıran filmin kahramanı, Atari adında 12 yaşında bir çocuk. Yaşadığı Megasaki kentinin bütün köpekleri bir çöplük adasına sürülünce Atari uçan bir araca atlayıp bu adada kendi köpeğini aramaya başlar. Gerisi Wes Anderson’ın sınırsız hayal gücünün yansıması olan aksiyon, macera ve duygu dolu, çocuklarla köpeklerin kahraman olduğu epik bir masal.

Transit

Alman auteur Christian Petzold’un Berlin Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan son filmi, günümüzün göçmen krizine Avrupa’nın geçmişinden bakıyor. Anna Seghers’in 1942 tarihli romanından uyarlanan filmde Nazi işgalinden kaçan Georg adında bir adam, elinde evrakları bulunan, ölmüş bir yazarın kimliğini üstlenir. Georg Marsilya’dan gemiye binebilmek için beklerken kendi gibi birçok mülteciyle tanışır; ama gizemli Marie ile tanışınca planları değişir. Christian Petzold, tarihten ödünç aldığı bir hikâyeyi günümüz Marsilya’sında çekerek hem 75 yılda çok az şeyin değiştiğini vurguluyor hem de göçmenlik ve arada kalmışlığa dair sinemasal bir tartışma alanı açıyor.

You Were Never Really Here

Lynne Ramsey’nin Kevin Hakkında Konuşmalıyız’dan 6 yıl sonra çektiği ilk film olan You Were Never Really Here, küçük bir kızı seks tacirlerinin elinden kurtarmaya çalışırken her türlü şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir tetikçiyi izliyor. Eleştirmenler kadar izleyicilerin de sözbirliğiyle beğenisini kazanan You Were Never Really Here, Cannes’da Lynne Ramsey’ye En İyi Senaryo ödülünü getirirken, unutulmaz bir antikahraman portresi çizen Joaquin Phoenix de En İyi Erkek Oyuncu ödülünü hakkıyla aldı. Müziklerini Radiohead gitaristi Jonny Greenwood’un yaptığı, özellikle usta yönetmenliği, klasik anlatımı reddeden yaratıcı kurgusu ve karanlık atmosferiyle dikkat çeken film, Jonathan Ames’in öyküsünden beyazperdeye uyarlandı.

Early Man

Chicken Run, Wallace and Gromit ve Shaun the Sheep’in yaratıcısı, Oscar’lı canlandırma ustası Nick Park’ın yeni filmi, Taş Devri’nde geçen, çok eğlenceli, çok hareketli bir stop-motion film. Ses kadrosu yıldızlarla dolu filmde mağara adamı Dug, bronz aletlerle köy topraklarını kazıp maden çıkarmak isteyen istilacılardan kabilesini korumaya çalışıyor. Yufka yürekli ve biraz şaşkın Dug, hem Bronz adamların elinden kurtulmak hem de istilayı sonlandırmak için Real Bronze futbol takımına meydan okumaya karar veriyor. Taş Devri Firarda hem tüm ailenin birlikte izleyebileceği çok şenlikli bir film hem de futbolun tarih öncesinde doğuşunu anlatan bir komedi. Üstelik altyazılı izlemek için tek şansınız.

Ex Libris

Kariyerini kurumların iç yüzüne, işleyişlerine ışık tutan gözlemci belgesellere adayan efsane belgesel yönetmeni Frederick Wiseman’ın yeni belgeseli, prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nden bu yana çok konuşuldu ve övgü topladı. Ex Libris: New York Halk Kütüphanesi, adını aldığı, dünyanın en büyük şehir kütüphanelerinden birinin içyüzünü mercek altına alıyor ve ritüellerini perdeye taşıyor. Özgün bakışıyla sinema tarihinde kendine sağlam bir yer edinen Wiseman, yine meselesine müdahil olmadan, mesafesini koruyarak, sinemasına has bir “tanık olma” hissi yaratıyor izleyen üzerinde. Günümüzde tehdit altında olan kültürel tarihe ve gerçekliğe dair çok özel bir belgesel.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir