Search

37. İstanbul Film Festivali – Festival İzlenimleri #2

148

Sans Adieu – Vedasız

Fransız-Amerikan yönetmen Christophe Agou, ilk ve tek uzun metrajlı işini “Vedasız” ile yapmış. Geçtiğimiz sene Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan film, Claudette isimli 75 yaşındaki Fransız bir kadınının ve çevresindekilerin, köy ve çiftçilik hayatı ile modern dünyaya verdiği savaşı anlatıyor. Film, belgesel niteliğinde bir çizgide. Modern Fransa’nın ve değişmeye direnen Fransa’nın birbirine karşı verdiği savaş da bir o kadar anlamlı. Bu olanları belgeseldeki insanların gözü ile izliyoruz. Tüm bunlar anlatılırken, Fransa’nın doğa manzaralarına eşlik ediyoruz. Yönetmen Christophe Agou, tüm yapaylıktan olduğu gibi kaçınmış. Ve verilen savaşın aslında ne kadar evrensel olduğunu sunmuş bizlere.

Film, Christophe Agou’nun tarihteki tek uzun metrajlı film-belgeseli olarak kalacak.

– Çağla Okutan

Carre 35 – Parsel 35

Parsel 35, festivalde göze çarpan yapımlar arasında. Fransız oyuncu Eric Caravaca, burada bizlere otobiyografik bir belgesel sunmuş. Kendinden bir şeyler anlatıyor seyirciye. Bizzat kendi ailesinden. Adı anılmayan aile üyesini göstermek istiyor. Kendi geçmişine ışık tutan Eric Caravaca, bizzat gerçek görüntülerden faydalanıyor. Tüm ailesi ile tek tek röportaj yapma şansını da yakalamış.

Kısa olmasına karşın, sarsıcı bir belgesel sunuyor Caravaca. Ve hepimizi sorgulamaya yöneltiyor. Vicdanlarımıza baktık bu belgesel ile. Kendi ailemize de öyle. Parsel 35, festivalde görülmeye değer işlerden biri olmuş nitekim. Fas’tan Fransa’ya uzanan, gerçek ve yaşayan tarihi de izleme şansını buluyoruz.

– Çağla Okutan

Mug – Yüz

Bir önceki filmi Body (2015) ile Berlin Film Festivalinde En İyi Yönetmen Ödülü’nü kazanan Margorzata Szumowska, yeni filmi “Mug” ile de Jüri Büyük Ödülü’nü kazanarak eli boş dönmedi. İstanbul Film Festivali’nin Dünya Festivalleri bölümünde gösterilen “Mug” filminde; geçirdiği yüz nakli sonrasında hayatı tamamen değişen bir gencin hikayesine odaklanıyoruz. Rock müzik sevdalısı, insanların ilgi odağı Jacek, operasyonun ardından çevresindeki insanların kendisine karşı tavırları ve yeni yüzüne alışma sürecinde daha ciddi kararlar alacaktır. Çok başarılı bir sinematografi ile karşılaştığım filmde, müzik kullanımı ve kurgunun biraz sınıfta kaldığını söyleyebilirim. Senaryoda ciddi unsurlar ile kara mizahın dengeli sayılabilecek kullanımı hakimken, yine de yönetmenin tercih ettiği yol o beklenen vuruşu sağlayamıyor. Kimlik üzerinden toplum ve din eleştirisi yapan Mug, festivalin seyre değer yapımlarından.

– Gökhan Örenler

Transit

Sevilen yönetmenlerden Christian Petzold, Phoenix ve Barbara’nın ardından kitap uyarlaması olan Transit ile karşımıza çıkıyor. Nazi istilalarının gerçekleştiği döneme ışık tutan film bir dönemin manzarasını sunmasının yanı sıra arayış ve kurtuluş hikayesine de ev sahipliği yapıyor. Hem geçmişi gözlemliyor hem de bireylerin psikolojilerini inceleme fırsatı buluyoruz. Arayış kısmında Marie karakteri Kieślowski’nin hikayelerindeki karakterlerine oldukça benziyor. Marie zamanla hikayenin iskeletinde önemli bir konuma ulaşıyor. Her şeyin tadında bırakıldığı, finalin seyircide büyük bir etki bıraktığı Transit ile ilgili tek bir sıkıntım var. O da filmin yan hikayesiyle asıl meselesi arasında kararsız bir tavır sergilemiş olması.

– Gönül Durmaz

Disobedience – İtaatsizlik

Gloria ve A Fantastic Woman ile kendisine has sinemasının sinyallerini veren Sebastián Lelio’nun son filmi İtaatsizlik yönetmenin aynı çizgide ilerlediğini gösteriyor. Başrolleri paylaşan Rachel McAdams ve Rachel Weisz arasındaki uyum ile filmi hatırlayacağımız kesin. Başlangıçta yönetmen izleyicisini şaşırtmaya çalışıyor ve hikayenin bambaşka bir eksende kurulacağını düşünüyorsunuz. Ancak ters köşe edilerek asıl meseleye yönlendiriliyorsunuz. Din, toplum baskısı üzerinden işlenen eşcinsellik meselesi ne yazık ki derinlemesine irdelenmiyor. Çözüm getirebilecek bir tavır sergilemektense ağır nokta atışları içermiş olması filmi kurtaramıyor.

– Gönül Durmaz

Isle of Dogs

Wes Anderson sevenlerin aşık olacağı Isle of Dogs -sürekli üzerine konuşulması sebebiyle- uzun zamandır merak ettiğim yapımlar arasındaydı. Beklentiyi yüksek tuttuğumdan olsa gerek biraz hayal kırıklığına uğradım. Wes Anderson’ın filmografisindeki belki de en politik yapım olan film mizahını ideolojisi üzerinden ilerletiyor. Nazi dönemine yaptığı atıflar, hayvan haklarının önemsenmeme durumu, medyanın günümüzde geldiği nokta, siyasetin ve yönetim biçimlerinin acımasızlığı filmi türdeşlerinden ayıran noktaları. Ayrıca köpeklerin dünyasından insanlara bir bakış açısı sunarak yer yer komedi yer yer hüzünlü sahnelere ev sahipliği yapan Isle of Dogs kusursuz simetrilerin hakim olduğu bir sinematografi sunuyor. Seslendirme kadrosunda ise çok önemli isimler yer alıyor.

– Gönül Durmaz

Unsane – Saplantı

Steven Soderbergh’in tamamını iPhone ile çektiği Unsane uzun bir süre boyunca izleyicisini ikilemde bırakıp ana karakterle empati kurmamızı sağlayarak başarılı bir işe imza atıyor. Gerçek ve sanrı arasındaki gelgitler türler arası bir yolculuğa da sebep oluyor. Benzer bir konuyu başkası yapsa sekteye uğrayabilirdi ancak Soderbergh üstesinden gelmiş. Filmin hedefine ulaşmak için ilerlemesine yardımcı olan en önemli öge ise şüphesiz ki ritmi. Sinematografisinin atmosferiyle paralel bir biçimde kullanılması çatışmasının beslendiği gerilim türüne katkı sağlayarak yenilikçi sayılabilecek bir bakış açısı sunuyor. Claire Foy ise filmdeki karakteriyle özdeşleşmiş bir şekilde performans sergiliyor.

– Gönül Durmaz

Pig – Domuz

Pig konusu itibariyle festivalin en çok merak ettiğim filmleri arasındaydı. Şehirde yönetmenleri öldüren bir katil vardır ve asıl karakterimiz de film çekmesi yasaklanmış olan bir yönetmendir. Film bu iki eksen üzerinden ilerleyerek bir noktaya varmaya çalışıyor ancak bir müddetten sonra amacından saparak nedenini anlayamadığımız bir sürü şey gerçekleşiyor. Başlangıçta sizi tatmin etse de sonradan takip etmekte zorlanacağız olaylar filmin mizahi yönüne de zarar veriyor. Bu durum yine de yenilikçi bir tavır sergilemiş olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Büyülü gerçekçilik akımının izlerine de rastlayabileceğiniz Pig, böylesine muazzam bir konuya sahip olmasına rağmen kötü bir çizgide yarışını bitiriyor.

– Gönül Durmaz




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir