Search

37. İstanbul Film Festivali – Festival İzlenimleri #1

254

İstanbul’un uluslararası alanda en başarılı ve prestijli festivali İstanbul Film Festivali 37. kez karşımızda. 200’den fazla filmin 9 farklı salonda gösterileceği festivalin bu seneki ana teması: Ingmar Bergman. İsveç ve dünya sinemasının en önemli isimlerinden biri olan Bergman’ın doğumunun 100. yılında anıldığı festivalde kendisinin 10 farklı filmi gösterilecek.

Festival, Lütfi Kırdar Kongre Merkez’inde yapılan açılış törene ile resmen başlamış oldu. Vodafone TV’den de naklen aktarılan törende Perihan Savaş, yazar ve senarist Osman Şahin, yönetmen Aram Gülyüz ve yapımcı Arif Keskiner onur ödülleri aldı. Açılış filmi olan Lean on Pete’in oyuncularından biri olan Vikings dizisinin efsanevi kralı Ragnar Travis Filmmel’ın da törene katılarak sevenleri ile fotoğraf çektirdi. Aynı zamanda Greenaway Alfabesi’nin yönetmeni ve Greenaway’in eşi, multimedya sanatçısı Saskia Boddeke de törende yerini alanlar arasındaydı.

Törenden sonra gösterilen açılış filmi Lean on Pete ile başladığımız festival yolculuğunu sitemizde size olabildiğinde aktarmaya çalışacağız. İzlediğimiz tüm filmler hakkında kısa kısa izlenimlerimizi yazmaya çalışacağız.

Lean on Pete

Açılış filmi olarak seçilen ve Venedik Film Festivali’nde Charlie Plummer’a en iyi genç oyuncu ödülünü kazandıran Lean on Pete seyircinin pek ilgisini çekmedi. Yönetmenliğini ağır, yavaş ilerleyen ve şatafatı pek olmayan filmler çeken Andrew Haigh yaptığı film festivali açsa da bizi pek açamadı. Temposu fazlasıyla düşük, ilgi çekmeyen bir hikayeye sahip olan film özellikle son yarım saatinde bambaşka bir filme dönüşüyor. Ölmesini istemediğ atı kaçırıp yollara düşen genç Charley’in yollarda perişan olmasını ama buna rağmen pes etmemesini izlediğimiz filmde Amerika’nın bir diğer yüzü olan Western yani kırsal kesimi ile karşılaşıyoruz. Hayattan koparılmış anıları film yapan Andrew Haigh bu sefer ender rastlanacak bir hikayeyi perdeye taşımış. Sakin, temposu düşük filmleri seviyorsanız beğeneceğiniz bir film olan Lean on Pete, sizi Amerika’nın kırlarına, kırlarındaki insanların geleneksel ve zor yaşamlarına davet ediyor.

– Valerii Ege Dehevykh

Holiday

Isabella Eklöf’ün ilk uzun metrajlı filmi Bodrum’da çekilmiş ve konusu itibariyle büyük merak uyandırmıştı. Avrupalılar’ın Bodrum merakından yola çıkarak böyle bir seçim yapılmış. Ancak ne anlatacağı konusunda kararsız, birçok kısımda ritim bozukluğu olan ve amatör oyunculukların yükseldiği bir yapım karşımıza çıkıyor. Cesur birkaç sahneye misafirlik etmesi filmi iyi bir konuma getirmiyor ne yazık ki. Bodrum arka planda bir manzara olarak resmediliyor ama yine de mekanın amacına uygun bir biçimde kullanıldığını düşünmüyorum. Ayrıca başrol oyuncusu Victoria Carmen Sonne katlanmakta zorlanacağız, alt metni boş olan bir karakteri canlandırıyor. Tavırlarını ve diyaloglarının amacını anlayamamakla birlikte sürekli neden hep gülümsediğini merak edip filmi irdelemeye çalışıyorsunuz.

– Gönül Durmaz

You Were Never Really Here

İstanbul Film Festivali’nin belki de bu sene en iyi filmiyle karşı karşıyayız. En son Filmekimi’nde izleme şansı bulduğumuz ancak son dakika iptal olan gösterimlerle aylardır yolunu gözlediğimiz film gerçekten beklediğimize değmiş. Biçimsel ve anlatı bazında We Need to Talk About Kevin’i anımsatsa da Lynne Ramsay daha cesur bir yol izlemiş ve yenilikçi bir işe imza atmış. Joaquin Phoenix’in canlandırdığı karakter tam olarak başrol için biçilmiş bir kaftan. İlginç bir şekilde son zamanlarda en çok gerildiğim sahneyi içeren You Were Never Really Here, kısa süre içinde kült olabilecek sahnelere misafirlik ediyor. Karakter yaratımı konusunda Lynne Ramsay yine derinlemesine çalışmış. Böylesine bir filmin üzerine kısa bir yazı yazmak çok zor olduğu için daha uzun bir yazımda detaylı bir şekilde anlatmak isterim.

– Gönül Durmaz




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir