2018, sinema yılı olarak bir önceki senelere göre belki de çok harika olmadı. Oscar yarışının kızışmaya başlayacağı dönemlerde normalde hangi filmlerin yarışta olacağı, kimin favori olduğu belli olurdu ama bu sene bir muamma söz konusu. Tabii ki bazı filmler seneye damgasını vurdu, bazı filmler fazlasıyla konuşuldu. Roma gibi, A Star is Born gibi, You Were Never Really Here gibi ülkemizde ve dünyada çok konuşulan filmler oldu. Fakat her sene olduğu gibi bazı filmler gözden kaçtı. Adını bile duymadığınız, görmediğiniz bir sürü güzel film geldi geçti. Oturdum, izlediğim ya da izleyebildiğim kadarıyla bazı filmleri sizin için derlemek istedim. Her zevkten, her renkten filmleri koymaya çalıştım.

17. Molly’s Game

Senaryolarını yazdığı biyografi filmleri ile adından söz ettiren Aaron Sorkin’in bu sefer hem yazdığı hem de yönetmenlik koltuğuna oturduğu Molly’s Game, Molly Bloom’un gerçek hikayesini anlatıyor. Amerika’da kaçak poker oynattığı için yakalanan Molly Bloom, yazdığı kitap ile ortalığı karıştırmayı başarmış ve onun poker gecelerine katılan birçok ünlü ismi zan altında bırakmıştı. Başrollerinde Jessica Chastain, Idri Elba, Kevin Costner ve Michael Cera’nın olduğu film hikaye anlatımı ile tanıdığımız Aaron Sorkin’in yönetmenlik başarısını da gördüğümüz oldukça kaliteli bir film. Gayet akıcı ve hızlı bir film olan Molly’s Game, 2018’in geride kalan en kaliteli işlerinden biri.

16. Mom and Dad

Crank gibi deli işi filmlerle tanıdığımız Brian Taylor’ın yönetmenliğini yaptığı Mom and Dad, 2018’in en çılgın işlerinden biri. 2018’in Nicholas Cage’in yılı olmasını sağlayan filmlerden de biri Mom and Dad. Mandy ve Between Worlds’e sergilediği usta işi performansın en son halkası bana göre Mom and Dad’dir. Konusu oldukça basit hatta bir başkası yapsa izlenmeyecek olan film Brian Taylor’ın eline kalınca sonuç kaçınılmaz oluyor. Nedeni belli olmayan bir salgınla çocuklarını öldürmeye çalışan katillere dönüşen aileler ve onlardan kaçmak için her şeyi yapan çocukların hikayesi olan filmde her türlü manyaklık var. Aksiyon sineması adına harika bir örnek olan Mom and Dad’i mutlaka öneriyorum.

15. American Animals

Bart Layton’ın yönetmenliğini yaptığı American Animals, gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Bu sene vizyona gire Museo gibi tarihin en büyük sanat hırsızlıklarından birinin konu edindiği film, Museo’ya göre çok daha akıcı ve gerilim dolu bir film. Kentucky’de özel sanat tarihi eşyalarının bulunduğu koleksiyona giren 4 hırsızın John James Audubon’a ait The Birds of America kitabını çalma girişimini konu edinen film, bu hırsızlık hikayesinin başlangıcını, ilerleyişini ve sonrasını farklı tempolarla aktarıyor. Soygun kısmına kadar klasik bir hırsızlık hikayesi gibi gelen film hırsızlık sekansında en iyi gerilim filmden daha gerilimli bir hal alıyor. Filmin en güzel yanı ise, filmi, gerçek hırsızların anlatıyor olması.

14. Brawl in Cell Block 99

Bone Tomahawk gibi sert bir filmle kariyerine başlayan S. Craig Zahler’ın yönetmenliğini yaptığı film, son yıllarda yapılmış en manyak hapishane filmlerinden biri olabilir. Başrolünde birçokların beğenmediği Vince Vaughn’ın olduğu film, hapisten çıkmış bir adamın temiz bir yaşam sürdürmeye çalışırken bunu bir türlü becerememesini anlatıyor. Para kazanmak için pis işlere tekrar bulaşmak zorunda kalınca kendini, başına birçok bela açacak bir durumda bulur. Özellikle dövüş sahneleri ile oldukça güçlü bir film olan Brawl in Cell Block 99, finale doğru arttırdığı vahşet dozuyla izleyenin aklından çıkmayacak sahneler sunuyor. 

13. Bullet Head

Paul Solet’in yönetmenliğini yaptığı Bullet Head, eşi benzeri görülmemiş bir hayvan filmi olabilir. Adrian Brody, Antonio Banderas ve John Malkovich gibi güçlü isimlerin yer aldığı filmin esas başrolü bir köpek. Filmin konusu aslında oldukça ilginç: Hayatı boyunca kendisini dövüştürmüş, onu dövmüş sahiplerinden bıkan, aşırı güçlü bir köpek en sonunda isyan eder ve sahiplerini öldürür. Şans, illegal bir teslimat için köpeğin olduğu binaya gelen 3 adam, rahat girdikleri binadan bir daha çıkamazlar. Köpek ile köşe kapmaca oynamaya başlayan adamlar, hem canlarından olmamak hem de geldikleri işi tamamlamak için ellerinden geleni yaparlar.

12. Professor Marston and the Wonder Women

Angela Robinson’ın yönetmenliğini yaptığı film, Wonder Women’ın ortaya çıkış hikayesini anlatıyor. Fakat Wonder Women’ın ortaya çıkış hikayesi hiç de düşündüğünüz gibi değil. Luke Evans, Rebecca Hall ve Bella Heathcote 3’lüsünün başrolünü aldığı film, Marston’ın öğrencisi olan Olive’in zamanla hem Profesör Marston’dan hem de karısı Elizabeth’ten hoşlanmasını, onların da bunu kabullenip 3’lü bir hayata başlamasını anlatıyor. Çizer olan Profesör Marston’ın, hali hazırda tasarladığı Wonder Women’ı son haline getirebilmesi ise aralarındaki ilişkinin ve fantezilerin etkisiyle olur. Bir yandan güzel bir aşk yaşayan 3’lü bir yandan da toplumun baskılarına maruz kalır. Toplum eleştirisi tadındaki film özellikle erotik sahneleri ile cesur bir film.

11. Thoroughbreds

İlk uzun metrajı ile altın gibi bir film çıkaran Cory Finley, aynı zamanda yılın en iyi işlerinden birine imza atmış. Başrollerinde Olivia Cooke ve Anya Taylor-Joy’un olduğu film, genellikle tek bir malikanede geçse de malikaneden büyük hikayesiyle göz dolduruyor. Eğitim hayatı başarısız ve oldukça duygusuz bir kız olan Amanda, ders almak için Lily’nin evine gider. Lily, malikanede yaşayan ve toz pembe dünyası olmasa da hayatın gerçeklerine pek aşina olmayan bir kızdır. Üvey babasından nefret eden Lily, deliliğin sınırlarında gezen Amanda ile takıldıkça yapmaktan korktuğu şeyleri düşünmeye başlar ve en sonunda kendilerini bir cinayet planı yaparken bulurlar. Olivia Cooke ve Anya Taylor-Joy’un oyunculuk adına mükemmel bir iş çıkardığı film, gerek oyunculuk gerekse gerilimi ile sizleri son dakikaya kadar ekranda tutuyor.

10. Downrange

Downrange, listedeki en kötü film olabilir. Fakat Ryûhei Kitamura, çok düşük bir bütçeyle, tek bir mekanda öylesine bir aksiyon oluşturmuş ki eklemeden edemedim. Arabaları ile kuş uçmaz kervan geçmez bir yerden geçen arkadaş grubunun ruh hastası bir sniper tarafından tek tek avlanmasını anlatan film, alanı yaymıyor, bütün aksiyonu tek bir yol kenarında kuruyor. Araba, arabanın arkası, boş bir arazi ve sniper’ın oturduğu ağaç dışında hiçbir ekstrası olmayan film 90 dakkalık bir çılgınlık vaat ediyor. Leş film seviyorsanız, mutlaka öneririm.

9. The Cured

Ellen Page ve Sam Keeley’nin başrolünde olduğu film, fikir bakımından yılın en harika işlerinden biri sayılabilir. Sadece bunu mükemmel derecede işleyememişler. Fakat düşünce, çıkış noktası çok başarılı. David Freyne’nin hem yazdığı hem de yönettiği film, zombi kıyametine farklı bakış açısı getiriyor. Zombi kıyameti gerçekleşmiş olmasına rağmen insanlar bu savaşı kazanıyorlar ve geliştirdikleri bir formül ile zombi olan insanları tekrar insan yapmayı başarıyorlar. Fakat tekrar insan olanlar, topluma adapte olmakta zorlanıyorlar. Birilerini öldürmüş, yemiş olmanın psikolojisi altında eziliyorlar. Toplum da zaten onları kabul etme taraftarı değil. Zombi dünyası üzerinden bir dram oluşturmayı başardığı için David Freyne’ni kutlamak gerek. Yine de film çok daha iyi olabilirmiş.

8. Kodachrome

Mark Raso’nun yönetmenliğini yaptığı Kodachrome, bir baba-oğul hikayesi. Netflix’te yayınlanan film aslında çok basit bir film. Fakat sahneleriyle, diyaloglarıyla ince ince işlenmiş bir şaheser. Babasını sevmeyen, görmek bile istemeyen bir adamın babası ile yolculuğa çıkmak zorunda olmasını anlatan film özellikle aile, toplum, etik üzerinden tartışmaları ile kendini izlettiriyor. Ed Harris, Jason Sudeikis ve Elizabeth Olsen 3’lüsünün oluşturduğu film, farklı görüşlerin, farklı sanatların birbiriyle çatışmasını duygusal bir yaklaşımla anlatıyor.

7. Tully

Jason Reitman’ın yönetmenliğini yaptığı film, Charlize Theron’un harika oyunculuğu ile şahlanıyor. Charlize Theron’u oldukça ilginç bir rolde ve şekilde gördüğümüz film; aile, annelik ve gençlik üzerine odaklanan, yer yer dramatik yer yer oldukça keyifli bir film. Bir gün gençliğinizle karşılaşırsanız ne olur sorusuna cevap vermeye çalışan Tully, özellikle belirli bir yaştaki insanları etkileyebilecek kadar güçlü bir film.

6. In Darkness

Anthony Byrne’ın nişanlısı Natalie Dormer ile beraber yazdığı In Darkness, bu yılın en iyi yönetmenlik işlerinden biri. Natalie Dormer’ın aynı zamanda başrolünde olduğu filmin kadrosunda Emily Ratajkowski, Ed Skrein, James Cosmo gibi güçlü isimler var. Kör bir müzisyenin, üst komşusunun intiharını araştırmaya başlaması ve kendini bir bela içinde bulmasını anlatan film, sona doğru bin bir twist ile bambaşka bir hikayeye dönüşüyor. Kitap uyarlamalarının, yeniden uyarlamaların döndüğü Hollywood’da orjinal bir hikaye yazılmış olmasından ötürü önemli ve özel olduğunu düşündüğüm In Darkness, özellikle yönetmenlik ve Natalie Dormer’ın cesur oyunculuğu ile göze çarpıyor.

5. Adrift

Baltasar Kormákur’un yönetmenliğini yaptığı Adrift, gerçek bir hikayeyi anlatıyor. Çıktıkları tekne yolculuklarında geçirdikleri kaza yüzünden günlerce denizde mahsur kalan çiftin hikayesini anlatan film, hikayeyi birebir anlatmak yerine farklı bir yöntem uyguluyor. Tami Oldham’ın gazeteye verdiği röportajdan yola çıkarak olayı oldukça farklı bir şekilde anlatan yönetmen, yaklaşımı sayesinde filmi epey bir çekici hale getirmiş. Shailene Woodley’nin ne kadar da iyi bir oyuncu olduğunu kanıtladığı filmde Sam Claffin kendisine eşlik ediyor. 

4. Terminal

Nicolas Winding Refn’in başlattığı neon ışık furyası ülkemizde artarak devam etmesine rağmen batıda bitmek üzere. 2018’de bu neon ışıkları deli dolu kullanan tek film Terminal’di. Fakat Terminal bunu öyle böyle kullanmamış, bu sene izleyebileceğiniz en iyi görsel şöleni sunmuş. Vaughn Stein’ın ilk uzun metraj filmi olan Terminal’in başrollerinde Margot Robbie, Simon Pegg ve Mike Myers gibi güçlü isimler var. Modern zamanda geçen kara film tadındaki film, 2 suçlunun aldıkları görevi yerine getirmek için geldikleri yerde Femme Fatale’yi canlandıran Margot Robbie ile karşılaşmalarını ve işlerin ancak sonunda çözülebilecek kadar karışmasını izliyoruz. Tiyatro tadındaki Terminal, tekrar vurgulamak istiyorum, bu senenin en başarılı görsel işlerinden biri.

3. What Keeps You Alive

Korku filmleri çeken Colin Minihan’ın yönetmenliğini yaptığı bu gerilim filmi toplamda 4 kişiden oluşuyor ve başrollerini Hannah Emily Anderson ve Brittany Allen üstleniyor. Kendini özellikle gerilim, korku tarzı filmlerde göstermeye başlayan Hannah Emily Anderson’ın muhteşem oyunculuğuna tanık olduğumuz What Keeps You Alive, yılın en sapık işlerinden biri olabilir. Orman evine gidip bütün bir hafta sevişip tatil yapmayı düşünen Jackie ve Jules’un hikayesini anlatan film, bir dakikasından sonra koca bir twist yaparak başta oluşan izlenimi bertaraf ediyor ve düşündüğünüzden çok daha farklı bir heyecan sunuyor.

2. Beast

Michael Pearce’ın yönetmenliğini yaptığı Beast, Jessie Buckley ve Johnny Flynn’in iki kişilik gösterisi. Özellikle Jessie Buckley’nin ne kadar harika bir oyuncu olduğuna tanık olduğumuz Beast, basit bir film gibi dursa da özünde güçlü bir hikayeye sahip. Polislerin bir çocuk katilini aradığı ve gerginliğin baş gezdiği kasabada tekinsiz bir adama aşık olan Moll’un hikayesini anlatan film, aralarındaki ilişkinin zamanla çocuğun katil olma ihtimali ile farklı bir yöne kayıyor. Hem romantik hem dramatik olan film zaman zaman da gerilim dolu dakikaları ile oldukça başarılı bir film.

1. Searching

Aneesh Chaganty’nin ilk uzun metraj çalışması olan Searching, son yılların modası olan bütün filmi bilgisayar ya da telefon ekranından anlatma furyasının son ve başarılı örneklerinden biri. Tamamı bilgisayar ekranından ve telefon görüntülerinden oluşan film daracık bir alanda harika bir gerilim oluşturmayı başarıyor. Kızının bir gün evine dönmemesi üzerine kızını aramaya başlayan babanın hikayesini anlatan film, ??

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın