1Psycho (1960)

60’lar dendiği zaman akla gelecek olan ilk film tabii ki Psycho’dur. Sadece dönemin en iyisi olmasından ötürü değil aynı zamanda ardından sinema tarihini de değiştirdiği için. Hitchcock’un Psycho filminin ardından korku sinemasına bakış, yaklaşım tamamen değişmiştir. Uzmanlar Psycho’nun korku filmi mi yoksa gerilim filmi mi olduğunu hala tartışırlar. Bunun sebebi ise Psycho’ya kadar hiçbir filme gerilim denmemiştir. Öyle ya da böyle Psycho, sinemaya gelen herkesi çığlıklara boğmayı başarmıştır. Norman Bates karakterini de hayatımıza sokan Psycho, kimilerine göre Alfred Hitchcock’un en iyi filmidir. Annesi ile beraber yaşayan Norman Bates’in sapık tarafını keşfettiğimiz film 60’lardan mutlaka izlemeniz gereken korku filmlerinin başını çekiyor.

2Peeping Tom (1960)

Michael Powell’ın yönetmenliğini yaptığı Peeping Tom, temelini birçoğumuzda bulunan hastalıktan alıyor: Skopofili. Görsel olarak güzel olan şeye inatla bakma, abartılı ilgi durumu. Yani, bakma hastalığı. Bir nevi röntgecilik olarak sayılan bu hastalık sinemada kullanıldığı zaman her daim başarılı olmuştur. Snuff fantazi denilen birisini ölmesini izlemekten zevk alma durumunun da başlangıcı olarak sayılabilen Peeping Tom, bir adamın bir kadını öldürüp bundan zevk alması ve üstüne bunu kameraya kaydetmesini konu ediniyor. Sadece korku filmi olarak değil, aynı zamanda rahatsızlık verme konusunda Peeping Tom en başarılı örneklerden biridir.

3Les yeux sans visage (1960)

Steven Schneider’ın “Ölmeden Önce Mutlaka İzlemeniz Gereken 1001 Film” listesine eklediği Les yeux sans visage, Jean Redon’un romanından uyarlamadır. Film, geçirdiği kaza sonrası yüzü bakılamayacak kadar kötü hale gelen kızının suratını düzeltmeye yemin eden bir adamın, yüz transferi için bir başkasını öldürmesi ve kızının bu durumu anlamasını konu ediniyor. Ünlü Fransız yönetmen Georges Franju’nun yönetmenliğini yaptığı film, özellikle maskesi ile unutulmayacaklar arasına girmiştir. John Carpenter’ın önerisi üzerine Michael Myers’ın maskesine benzetilen maske, görüldüğü her sahnede tüyleri diken diken eder.

4Tales of Terror (1962)

Roger Corman’ın Edgar Allen Poe’nun hikayelerinden uyarladığı film, 3 farklı ürkütücü hikayeyi anlatıyor. Hikayeler ise şunlar: Karısını kaybetmiş bir adam ile kızının vahim hikayesi; ayyaş bir adamla kara kedinin hikayesi; hipnotize ettiği adamı ölüme götüren bir adamın hikayesi. Roger Corman, hem korkun hem de şok olun temalı bir filme imza atarak her filmin sonunda ağızları açık bırakacak çılgınlıklara imza atmış. Poe’nun hikayelerini kullanmayı seven Corman, harika olmasa da Poe’nun çılgın dünyasını yansıtmayı öyle ya da böyle başarıyor.

5Carnival of Souls (1962)

Herk Harvey’nin yönetmenliğini yaptığı Carnival of Souls, oldukça düşük bir bütçeyle günümüze kadar gelebilecek bir başarıya imza atmış filmlerden biri. Ölmüşüm ama sorun haberim var mı temalı filmlerin başını çeken Carnival of Souls, araba kazası ile ölen bir kadının mucizevi bir şekilde kurtulup kendine karnavalda iş bulmasını ve orada yaşadığı garip olayları anlatıyor. 3-5 filmde oynayan oyuncuların yer aldığı film, aslında bir B-Film olarak da sayılabilir. Birçok konuda ucuzluğunu belli etse de, 60’larda yapılmış, en güzide filmlerden biridir. 2018 yapımı Chilling Adventures of Sabrina’nın da bir bölümünde yer alan film ölümsüz olduğunu, ilgilisinin hala sevdiğini kanıtlıyor.

6The Birds (1963)

Alfred Hitchcock’un en kült filmleri arasında yer alan The Birds, bir Daphne Du Maurier uyarlamasıdır. Film, hayatı boyunca gerilim filmi yapan Hitchcock’un korku olarak sayılan tek filmidir. Bütün kuşların vahşileşip bir anda insanlara saldırmasının anlatıldığı filmde yönetmenin diğer filmlerine nazaran daha sert görüntüler vardır. Üstüne teknik açıdan en çok uğraştığı filmlerden de biridir. Tippi Hedren’ın muhteşem oyunculuk sergilediği film, günümüzde bile hala ürkütmeyi başaracak kadar etkilidir.

7The Haunting (1963)

West Side Story, The Andromeda Strain ve Star Trek filmleri ile hatırlayabileceğimiz Robert Wise’ın yönetmenliğini yaptığı The Haunting, ruh çağırma temalı filmlerin ilk örneklerindendir. Dr. John Markway, hayaletlerin varlığını kanıtlamak isteyen bir bilim insanıdır ve bunu kanıtlamak için bir evde, deneklerle buluşmaya karar verir. Fakat Dr. John, başlattığı deneyin haddinin ötesine gideceğinin ve beklediğinden fazla şeyin geleceğinin farkında değildir. Tek bir evde köşe kapmaca tadında geçen The Haunting, günümüzde aynı isimle başlayan birçok filmin temel taşı gibidir.

8

9The Masque of the Red Death (1964)

Edgar Allen Poe’nun “nerede olursanız olun ölüm sizi bulacaktır” temalı bir öyküsünden uyarlanan film; hastalık, ölüm ve satanizm konusunu aynı anda işlemektedir. Korku filmleri ile bilinen ve 500’den fazla filmin yapımcılığını yapmış olan Roger Corman’ın yönetmenliğini yaptığı film, Kızıl Ölüm hastalığına yakalanmış bir köyü toptan yok etmeye çalışan bir prensin hikayesini anlatmaktadır. Katliam yapmak isteyen prensi durduran köylü Francesca, onu bir davet vermeye ikan eder. Fakat prens, verdiği davette hiç düşünmediği bir misafir ile karşılaşır. Gizem yanı ağırlıklı olan The Masque of the Red Death, Corman’ın da filmografisindeki en nadide eserlerden biridir.

10Repulsion (1965)

Polanski’nin apartman üçlemesinden biri olan Repulsion, Catherine Deneuve’nün muhteşem oyunculuğu ile asla unutulmayacak bir film. Ablası ile beraber yaşayan Carol, ablasının tatile çıkmasının ardından işi gücü bırakıp eve kapanır ve yavaş yavaş delirmeye başlar. Aklını yitirmeye başlaması ve evde bununla paralel başlayan garipliklerle film, depresyon temasından bir anda korku temasına dönüşerek ürkütücü bir hal alır. Korku unsurları bir yana, Catherine Deneuve’nün zamanla delirişi filmi sürükleyici kılan yegane detaydır. Görüntüsünden ses tonuna kadar her şeyin zamanla değişmesi, hal ve tavırları asla unutulmayacak bir oyunculuk eseridir.

11Rosemary’s Baby (1968)

Kimileri, Rosemary’s Baby’nin Polanski’nin en iyi filmi olduğunu söyler. Polonyalı yönetmenin apartman üçlemesi olarak adlandırdığı filmlerden biri olan Rosemary’nin Bebeği, Ira Levin’in romanından uyarlama. Mia Farrow ve John Cassavetes’in başrolünde olduğu film, apartmana yeni taşınan çiftin yaşadıklarını anlatıyor. Rosemary’nin gizemli bir şekilde hamile kalmasının ardından delirmeye başlaması ve komşularından şüphelenmesi zamanla paranoyaya dönüşür. Üzerine gitmeye çalışan Rosemary, apartmanın ve komşularının korkunç sırrına ulaşmaya çalışır. Özellikle Mia Farrow’un performansı için bile izlenebilecek olan Rosemary’s Baby, 60’ların en güzide korku filmlerinden biridir.

12Night of the Living Dead (1968)

Alfred Hitchcock’lar, Polanski’ler büyük bütçelerle filmler çekerken bir adam kıyıda köşede biriktirdiği parası ile bir film çekti ve korku sinemasının tarihini değiştirdi. Bu adamın adı: George A. Romero, nam-ı diğer Zombilerin Babası. O zamana kadar Voodoo büyüsü dışında zombilerin olmadığı sinema dünyasında Romero sayesinde bir değişim oldu. Yaşayan Ölüler kavramını ortaya atan Romero, ileride detaylandırılacak “zombi” kavramının da temelini atmış oldu. Bir evde mahsur kalan insanların yürüyen ölüler tarafından yenmeye çalışmasını anlatan film, şimdi izlediğinizde bile ilginizi çekebilecek kadar kaliteli bir çalışma.

13The Boston Strangler (1968)

Oldukça ilginç bir filmografiye sahip olan ama çoğunlukla kitap uyarlaması çeken Richard Fleischer yönetmenliğindeki The Boston Strangler da Gerold Frank’in kitabından uyarlamadır. Gerçek bir hikayenin anlatıldığı film, Boston’da 1962-1964 arasında 13 farklı kadını öldüren bir katili ve onun peşinde düşen insanların hikayesini anlatır. Polis tarafından yakalanan Albert Desalvo, hipnoz halindeyken yaptığı bütün suçları itiraf eder ama yapılan onca araştırma ve DNA testleri onun suçlu olmadığını ortaya koymuştur. İçinden çıkılması zor bir hikayenin filmleştirildiği The Boston Strangler, günümüzde de etkisini koruyacak kadar kaliteli bir film.

14

CEVAP VER

Yorumunuzu buraya girebilirsiniz
İsminizi buraya yazın